Bana Bak Sen
Aynalardan gözünü alamaz insanlar. Kim olduğunu hatırlamak ister bazen. O kadar kolay unutur ki insan kendini… İşte o an bana bak sen, aynalar bile benden iyi tanıyamaz seni. Görmediklerini bile görmek ister, genelde hiç bir şeyi de göremez insan kendine ait olan. Ne düşündüğünü, ne hissettiğini anlamak ister gözlerine bakıp. İşte o an bana bak [...]
64 (Yepyeni Aylık Mizah Dergisi)
Bir zamanlar fakir ama gururlu bir mizah dergisi vardı. Adı Kemik’ti. Bildiniz mi? Bilmediyseniz büyük kayıp. Benim mizah dergilerine bağlanmama sebep olan, gerçekten mükemmel bir dergiydi. O yayınlanmayı bıraktığından beri bir çok aylık ya da haftalık mizah dergisi denedim, hiç biri beni doyuramadı. Zaten son 2 senedir mizah dergileri almayı da bıraktım. Sağda solda denk [...]
O değil de…
Sınav haftamı geride bırakmış bir halde, beynimin tamamı sıvılaşmanın eşiğine gelmişken; beynimdeki tüm pütürtüyü temizlemek ardında yazıyorum bunu. Ne bir anlam bütünlüğü olacak, ne de bir anlam. Zaten olmayan şeyin bütünlüğü mü olur lan? Aklıma ne gelirse yazmayı planlıyorum. Mesela sabahları içtiğim çaydan. Sallama çay sevilmez zaten, pek seven yoktur. Ama Çaykur’un sallama çayı daha [...]
Herkes Sussun
Herkes sussun. Şu karşı kaldırımda oynayan çocuklar, şu ağaç üstünde uçuşan kuşlar sussun. Ne çok ses var dünyada, birbirinden ayırt bile edemiyorum artık. Kaynayan çay sussun, balkona vuran rüzgar sussun, gökyüzü sussun. Sessizlik bile sussun, bir tek senin sesin kalsın dünyamda. Yağmurun sesi de sende zaten, ateşin çıtırtısı da. El ele tutuşup gitsek uzaklara, yürüsek, [...]
Yanlışlar Doğruları Götürür
Kaçar uykular. Ne zaman uyuyabildim ki adam gibi zaten. Ne gecenin keyfi var bugün, ne benim. Neden hep yapamayacaklarımızı biliriz de, yapacaklarımızdan kimse bahsetmez? Giremezsin, çıkamazsın, şekerli yiyemezsin, burada sigara içemezsin, telefonla konuşamazsın, onu yapamazsın, bunu yapamazsın… Neden insan sadece olmayacak şeylere odaklanır da olacak şeyleri hep yok sayar? Bardağın dolu tarafını görmek marifet de, [...]
Diyorlar ki
Diyorlar ki; sevme! Ne de kolay söylemesi. Her sabah doğan güneş gibi, her gün sana doğan umutlarımı nasıl durdurabilirim ki? Nasıl durdurabilirim dünyayı, nasıl tutabilirim kum saatinde akıp giden kum tanelerini? Nasıl sağlayabilirim aldığım nefesin kalbime uğramadan beynime ulaşmasını? Diyorlar ki; yanma! Öyle bir ateş ki ondaki, kendini bile yakar diyorlar. Dokunan kurtulamaz, külleri [...]