Bu içerik 2 yıl önce eklendi.
Bu sebeple içerik güncelliğini yitirmiş olabilir.

Alarmın o sinir bozucu sesine rağmen gözlerini açmak istemiyordu Azra. Dışarıdan yağmur sesi geliyordu. Bir saat daha yatağında kalmak için neler vermezdi ki. Bu hava dışarı mı çıkılırdı hem? Fakat büyümenin yarattığı en büyük sıkıntılardan birisi ile karşı karşıyaydı; işe gitmek zorunda olmak. Yatağa oturup bir kaç dakika boyunca halının desenlerini incleyerek çocuk olmanın güzelliklerini ve neden büyümek zorunda olduğunu düşündü. Bu hayatı sorgulama seansı, telefonun mesaj sesi ile aniden son buldu. Her zaman gelen banka reklam mesajlarından birisiydi sadece. Saate tekrar baktı ve geç kalmak üzere olduğunu farketti. Hızlıca hazırlandı ve evden çıktı.

Azra apartman kapısından çıktığında hemen önünden bir bisiklet geçti. Azra, çarpmamak için son anda çekebildi kendisini geriye. Bu, üst komşunun oğlu Cenk’ti. Geriye dönüp özür dilemek yerine, sadece el salladı pişkin bir şekilde. Öylesine mükemmel bir aileden, böylesine yaramaz bir çocuk nasıl çıkabilmiş; gerçekten anlamak çok zor. Liseyi bitirmesi bile mucize olurdu, diye düşündü Azra. Kendisinden 10 yaş küçük olmasına rağmen, yan yana geldiklerinde yaşıt gibi duruyorlardı. Azra’nın hoşuna gidiyordu bu detay. Henüz 25 yaşındayken bile kendisini genç hissetmek bir ihtiyaca dönüşmüştü bile. Cenk’in iri yarı durmasının sağladığı bu hoş hissiyat dışında Cenk’i pek sevmezdi. Bu saatte hala okula gitmediğine göre, bugün de dersi ekiyor olmalıydı. Sevmese bile iyi bir geleceği olmasını isterdi, ama onun yapabileceği bir şey yoktu.

Tam Azra bunları düşünürken, binmesi gereken otobüs durağa yaklaşıyordu. Azra bunu farkettiği anda, durakla arasındaki 200 metrelik mesafe; bir koşu parkuruna dönüşmüştü onun gözünde. Koşarak durağa giderken, yanından geçtiği bir ankesörlü telefon çalmaya başladı. Bir insan her gün bir ankesörlü telefonun çaldığını duyamazdı. Ama acelesi vardı, otobüs hareket etmeden yetişmeliydi. Telefonu düşünecek vakti yoktu. Otobüse yetişmek için arkadan koşan birisi takılıp düşmüştü. Yaralanacak kadar sert bir düşüş değildi, ama bu Azra’ya zaman kazandırmıştı. Koştu ve son anda bindi otobüse. Bu otobüsü kaçırırsa muhtemelen işe geç kalırdı. Muhasebecisi işe 15 dakika geç kalan bir yazılım firması batmazdı belki; ama zaten ortamın gergin olduğu bir anda o muhasebecinin işini kaybetmesine sebep olabilirdi bu gecikme. Ve Azra bu işi kaybetmeye niyetli değildi.

İşine gitti ve masasına oturdu. İçinde çok garip bir his vardı. Sanki hatırlaması gereken çok önemli bir şey varmış ve o bunu hatırlayamıyormuş gibiydi. Yeni değildi bu his, bir süredir Azra hep böyle hissediyordu.

Azra işine dalmış, önündeki hesaplamalarla uğarşırken dışarıdan büyük bir ıslık sesi geldi. Sanki 100 metre büyüklüğündeki bir insan ıslık çalıyormuşçasına bir ses çıkarttı gökyüzü. Herkes cama koşup dışarıya baktı, fakat görünürde anormal bir şey yoktu. Cama vuran yağmur damlalarının sesinden başka bir ses, yoldan geçen arabalar dışında bir hareket görünmüyordu. 15-20 saniye kadar sonra, herkes pes edip işine dönmek üzereyken, ses tekrar geldi. Ve yağmuru yarıp yere doğru düşen kocaman metal bir top göründü. Azra camdan izlediği şeye inanamıyordu, sadece bir kaç yüz metre ilerisine tonlarca ağırlıktaki bir şey düşüyordu. Ne olduğunu bilmiyordu, ama iyi bir şey olamazdı bu.

Top düştü… Bir an her yer karardı, tüm sesler kesildi. Ve ardından o sinir bozucu alarm sesi geldi. Azra yatağından fırladı. Etrafına baktı; “Aman ne güzel! Güne böyle bir kabusla başlamak gibisi olamaz.” dedi kendi kendine. Yataktan kalktı, camdan güneşli gökyüzüne baktı. En azından hava güzeldi, günü bir nebze daha çekilir kılan tek etmen olabilir bu. Tam bu sırada telefonun sesi geldi yatağın yanından. Bankadan gelen bir reklam mesajıydı bu. Biraz ürpertici bir tesadüftü bu. Rüyasındaki mesajı hatırladığı kadarıyla, oldukça benziyordu bu mesaja. Ama tesadüfen de olabilecek bir şeydi; neticede banka mesajları az çok birbirine benziyordu.

Hazırlanıp dışarı çıktı. Tam apartmandan çıkarken Cenk, bisikletiyle Azra’nın önünden geçti. Son anda geri çekilmişti Azra. Şaşkın bir şekilde Cenk’in arkasından baktı. Cenk ona sadece el salladı ve yoluna devam etti. Beyninin ona bir oyunu olmalıydı bu. O tam bunu düşünürken, otobüsü durağa yaklaşıyordu. Koşmaya başladı Azra. Rüyasındaki ankesörlü telefon çalmaya başladı birden. Azra durdu, bir an tereddüt etse de otobüse doğru koşmaya devam etti. Tam o anda, otobüse yetişmek için arkadan koşan birisi takılıp düştü. Azra durdu. Bu kadar tesadüf üst üste gelemezdi. İşini kaybetme pahasına bile olsa o telefonu açmak istiyordu. Telefonun yanına gitti. Hala çalıyordu. Telefonu açtı ve bekledi. Fazla mekanik, bir makineden çıkarcasında gelen bir ses duydu:

– MERHABA AZRA.

– Ki- Bir dakika, adımı nereden biliyorsun?

– NORMAL DAVRANMAYA ÇALIŞ. DİKKAT ÇEKME.

– Kimsin sen?

– YANINA GELEN DİLENCİYİ BAŞINDAN HEMEN SAV, ÇOK FAZLA VAKTİM YOK.

Azra etrafına baktı bir dilenci göremedi.

– Ne dilencisi?

Tam o sırada arkadan yaklaşan bir dilenci bir şeyler anlatmaya başladı. Para istiyordu, çocuğunun hastalığından bahsediyordu. Azra onu duyamıyordu bile. Şaşkın şakın etrafını inceliyordu. Bir yerde kamera olmalıydı, ya da bu adam yakında bir yerden onu izliyor olmalıydı. Dilenci, onu dinlemeyen kızın yanında daha fazla vakit harcamadan, söylenerek uzaklaştı. Azra telefondaki kişiye bağırdı:

– ŞAKA MI BU?!

Onun bu tepkisine etraftakiler şaşırarak baksa da, kimse koşuşturmasını yarıda kesmemişti. Herkesin acelesi vardı zaten bu hayatta, kimse şaşırmış bir insana vakit ayıramazdı. Onun yerine “Delidir herhalde.” diye düşünmek işin daha kolay yoluydu, ve herkes bu yolu seçiyordu. Telefondaki ses cevap verdi:

– DİKKAT ÇEKME. DOĞAL DAVRANMAYA ÇALIŞ.

– Doğal mı? 1 saat önce gördüğüm rüyanın aynısını yaşıyorum. Ve telefonda kim olduğumu bilen birisi daha yanıma gelmeden 2 dakika önce bir dilenciyi kovamamı söylüyor. Sence de burada kulağa saçma gelen bir şey yok mu? Neredesin, beni mi izliyorsun? Kendini tanıtmazsan hemen polis çağıracağım.

– BOMBA DÜŞMEDEN ÖNCE ÇOK VAKTİMİZ YOK. BAK, BUNUN DÜNKÜ GİBİ GÖRÜNMEDİĞİNİN FARKINDAYIM. AMA DİKKATLİ DÜŞÜNÜRSEN HAVA DIŞINDA DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK. SONU DA AYNI OLACAK. O KESKİN SESİN ARDINDAN DÜŞEN ŞEYİ HATIRLIYORSUN DEĞİL Mİ?

Azra korkmuştu. Adını bilen bir adam, ankesörlü telefondan onu arayıp rüyası ile ilgili detayları veriyordu. Sesi titreyerek sordu:

– Sen de kimsin be adam?!

– BEN… BEN SENİN YARATICINIM.

 

Devamı için tıklayınız.

Bu seriye ait tüm yazıları görmek için tıklayınız.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir