Bu içerik 2 yıl önce eklendi.
Bu sebeple içerik güncelliğini yitirmiş olabilir.

Bir kaç saniye sessizlik oldu. Sanki dünyadaki her bir atom öylece donmuş kalmıştı. Birden kahkaha atmaya başladı Azra. Komik bile değildi aslında, neden gülüyordu ki?

– YAŞADIĞIN HER GÜN PLANLANMIŞ BİR OLAY DİZİSİ. BİR DENEYİN İÇERİSİNDEKİ KARARSIZ DEĞİŞKENSİN. ASLINDA DENEYDEN ÇOK, BİR SİMİLASYONUN.

Azra gülmeye devam ediyordu. Matrix gibi miydi yani? Sırada ne vardı, beyaz tavşanı takip mi edecekti? Kafayı yiyor olmalıydı. Telefonu elinden bıraktı ve geriye doğru bir kaç adım attı. Koşarak kaçmak istiyordu. Aslında tekrar düşününce, bunu yapmaması için ortada hiç bir sebep yoktu. Geriye doğru koşmaya başladı. Ani bir korna sesi ile sağ taraftan gelen ağır bir acı hissetti. Yere yığılmıştı. Kaçarken bir araca çarpmış olmalıydı. Kemiklerinde acıyı hissediyordu. Gözleri kapandı ve etrafındaki sesler azalmaya başladı.

Ve tekrar o sinir bozucu alarm sesi ile uyandı. Telefonun tarihine baktı, hala 30 Ocak’tı. Aynı güne uyanmıştı yine. Telefondaki o ‘yaratıcı’, saçmalıyor olsa da bir konuda haklıydı. Her günü planlanmış bir olay dizisinden başka bir şey değildi. Ama bundan emin olmalıydı. Kalktı, üstüne her zamankinden farklı bir şey giydi. Bugünü farklı kılmak istiyorsa, önce kendisi farklı olmalıydı. Kapıdan çıkarken bir adım attı ve geri çekildi. Her zaman çarpmaktan son anda kurtulduğu Cenk, bu sefer gayet güvenli bir mesafeden geçip gitmişti. Durağa doğru ilerledi. Çalan ankesorlü telefonu umursamadı bile. Hem cep telefonu varken neden ankesörlü telefondan arıyordu ki? “Ne kadar eski moda bir yaratıcı.” diye düşündü. Sonra bu düşüncesinin ne kadar garip olduğunu farkedip gülümsedi.

Durağa geldi ve beklemeye başladı. Gelen hiç bir otobüse binmiyordu. Sadece etrafı gözlemliyordu. Her şey normal gibiydi. Saatler geçti. Sıkıcı bir gündü bugün sadece. Birisi bu gün içerisindeki detayları planlamışsa; gerçekten organizatörlük işine bulaşmaması gerekiyordu. O kadar sıkılmıştı ki, durakta uyuyakalmak üzereydi. Birden derinden bir ıslık sesi geldi. Bu sesi tanıyordu; şu dev topun düşüş sesiydi. Fakat şu an daha uzakta olmalıydı, bu yüzden ses daha derinden geliyordu. Ses ikinci kez duyuldu. İkinci sesin ardından bir toz bulutu üzerine doğru hızla geldi insanların.

Alarm sesi ile uyandı Azra tekrar. Artık kesinleşmişti; aynı günü tekrar ve tekrar yaşamak zorundaydı. Lanet miydi bu? Belki. Ama eğlenceli de olabilirdi. Bir kaç saat sonra öleceğini bilen bir insan ne yapabilirdi ki? Hatta “ölüm hafif bir kelime” diye düşündü Azra, “Bir kaç saat sonra dünyanın yok olacağını bilen bir insan ne yapabilir ki?” diye değiştirdi aklındaki soruyu. Normalde kira ve faturalardan sonra kalacak olan maaşı ile zar zor geçinebiliyordu 1 ay boyunca. Ama yarın yoksa, ev sahibinin onu evden atmasından, elektriklerin kesilmesinden falan pek de korkmasına gerek yoktu. Hayatı boyunca gidemeyeceği kadar lüks bir restorana gitti. Boğaz manzaralı, oldukça lüks bir yerdi. Kapıdaki görevli onu içeri almak istemiyordu. Elbisesi yüzünden miydi? O kadar zengin görünmüyordu belki; ama üzerinde kelebekler olan tişörtünü oldukça seviyordu. Sırf bunun için kendisini içeri almayacaklarsa umrunda olmazdı. Ne de olsa bir kaç saat sonra o yemekleri yiyecek kimse olmayacaktı bile. Bu düşünce onu rahatsız etmesi gerekirken, garip şekilde eğlenmeye başlamıştı. Ne de olsa bir similasyondu bu, kimse zarar görmüyordu. Ama aynı günü miliyonlarca kez yaşayabilirdi. İçeri girmek için, yemekten önce yüklü bir miktar bahşiş vermesi gerekmişti Azra’nın. Ama paranın bir anlamı yoktu, muhtemelen hesabı ödemeye bile vakti olmayacaktı. Güzel bir yemek yedi ve tahmin ettiği gibi; henüz tatlısını tadarken o günün sonuna gelmişti.

Alarm sesi ile uyandı Azra. Defalarca aynı günü yaşamıştı. Farklı şeyleri denemek eğlenceliydi. Cenk ile konuşup ailesinin ne kadar üzüldüğünü görmesi için bile çabalamıştı. Ama sanırım bu mümkün değildi. Gerçi bir anlamı bile yoktu, zaten Cenk eve dönmeden gün tamamlanmış oluyordu. Gelecek yoksa, hayat anlamını yitiriyordu sanki. Zaten çok neşe dolu biri sayılmazdı Azra, ama bu durum onu daha da bunalıma sokmaya başlamıştı. Bir taksi ile boğaz köprüsünün üstüne gidip -taksinin orada durması için 2 haftalık maaşını vermesi gerekmişti-, oradan kendisini aşağı attığında düşünmüştü bunu; acaba gerçekten hayatında tadabileceği en uçuk şey olduğu için mi bunu yapıyordu, yoksa gerçekten hayatta alabileceği bir şey kalmadığını mı düşünüyordu? Hatta bir gün, dövme bile yaptırmıştı. Dövmeleri oldu olası sevmemişti aslında, ama ne de olsa ertesi güne iz bile kalmayacaktı. Yaptırdıktan sonra neden sevmediğini daha iyi anladı dövmeleri, insanın kendi teni kadar güzel değildi ona göre. En azından kendisine yakıştıramamıştı.

Başka bir gün, yine aynı alarm sesi ile uyandı. Uyanmak onun laneti gibiydi. Bu hayatta yapacak ne vardı ki onun için? Sevdiklerine koşup sarılmak istiyordu. Ama bunun önündeki tek engel zamanın ufak bir kısmı içerisinde sıkışmış olması değildi. Hatırladığı bir sevdiği bile yoktu. Ailesinin mezarına gidebiliyordu en fazla. Arkadaşlara gelince, o kadar sağlam bağlar kurabilen bir insan sayılmazdı. Kötü biri değildi, ama insanlarla konuşmakta hiç bir zaman yetenekli biri olamamıştı. Normalde bunu umursamazdı. Ama insan hayatın anlamsızlaştığını düşündüğünde, yanında birileri olsun istiyormuş. Eline bir kağıt kalem aldı, hayatındaki en güzel anları yazmak istiyordu. Neler yaşamıştı ki? Hayatı bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçmeliydi, ama o geçmişini hiç hatırlayamıyordu sanki. Ya fazlasıyla boş bir hayat yaşamıştı, ya da geçmişi hatırlamayacak kadar o güne sıkışıp kalmıştı. İkisi de birbirinden berbat ihtimallerdi.

Kaç gün tekrarlamıştı, hatırlamıyordu bile. Bir sabah, o umursamadan geçtiği ankesörlü telefonun yanına gitti. Yine aynı saatte çalmaya başlamıştı. Gitti ve açtı.

– Kaç hafta geçti, ya da ay? Hala pes etmeden beni arıyorsun.

– KAÇ AY MI? ALT TAR- AAA… ELBETTE. SENIN ZAMAN ALGINLA BENIM ZAMAN ALGIM HER ZAMAN AYNI OLMAYABILIR. ASLINDA SENLE ÖĞLEN YEMEĞINDEN ÖNCE KONUŞMUŞTUK. VE AYNI GÜNÜN GECESINDEYIM BEN SADECE. SENIN IÇIN DAHA FAZLA ZAMAN GEÇMIŞ OLMALI.

– Gerçekten dalga geçiyorsun değil mi benimle? Her neyse… Ne istiyorsun benden sayın ‘yaratıcım’.

Bu alaycı cümleyi farketmişti telefonun diğer tarafındaki ses.

– YANLIŞ BİR KELİME SEÇTİM SANIRIM. YENİDEN BAŞLAYALIM MI? BENİM ADIM OKAN.

– Aaa, demek senin de bizim gibi bir adın var sevgili ‘yaratıcım’.

– O OLAYA GELİNCE; ASLINDA SADECE BİR YAZILIM GELİŞTİRİCİYİM. İÇERİSİNDE BULUNDUĞUN SİMİLASYONUN PROGRAMLANMASINDA GÖREV ALDIM.

– Yani benim sadece bir kaç satırlık kod olduğumu söylüyorsun?

– TAM OLARAK ÖYLE DEĞİL. DAHA ÇOK BULUNDUĞUN DÜNYA BİR KAÇ SATIR KODDAN OLUŞUYOR. DAHA DOĞRUSU MİLİYONLARCA SATIRLIK KODDAN… SEN GERÇEKTEN KANLI CANLI BİR İNSANSIN. AMA TAM OLARAK DÜŞÜNDÜĞÜN ŞEKİLDE OLMAYABİLİR.

– Peki… Benden başka herkes yapay zeka mı demek istiyorsun?

– SENİN GİBİ 3 İNSAN DAHA VAR. AMA BİR ŞEYLERİN TERS GİTTİĞİNİ ANLAYAN TEK İNSAN SENSİN. O YÜZDEN SENİ SEÇTİM.

– Ne için seçtin? Beni buradan çıkartacaksın, değil mi? Bildiğim kanunlarla mı yönetiliyor dünya, emin değilim. Ama muhtemelen yaptığın şey kanunlara aykırıdır. Similasyonun içerisinden dava açabilme imkanım var mı? Diğer kişiler kim, onları da bu davaya ortak etmeliyim. Gerçekten başın derde girebilir.

– ÇIKARTMAK MI? HAYIR HAYIR, SANA İÇERİDE İHTİYACIM VAR. ZATEN BÖYLE BİR ŞEYE YETKİM DE YOK. BEN SADECE BİR YAZILIM GELİŞTİRİCİYİM. SENİN GERÇEKTEN NEREDE OLDUĞUNU BİLE BİLMİYORUM. BENİM İÇİN SADECE BİR İP ADRESİSİN. VE AKLIMDA DAVADAN DAHA BÜYÜK BİR ŞEY VAR. VE DİĞER KİŞİLERE GELİNCE; KOLAYCA ULAŞABİLECEĞİNİ SANMIYORUM. BİR MİLLETVEKİLİ, BİR ŞARKICI VE BİR PROFÖSÖR.

– Ve sen bu insanlar içerisinden bir muhasebeciyi seçtin… Gerçekten analiz yeteneğin üzerinde durman gerekiyor. Gelecekte başına dert açabilir.

– ONLAR BİR ŞEYLERİN TERS GİTTİĞİNİ ANLAYAMADI, AMA SEN ANLADIN. ŞU AN DÜNYADAKİ EN ÖNEMLİ İNSAN OLABİLİRSİN. VE KASTETTİĞİM SENİN YAŞADIĞIN DÜNYA DEĞİL, GERÇEK DÜNYA. DÜNYAYI KURTARMAMIZ LAZIM. SANA İHTİYACIM VAR.

– Dünyayı kurtarmak mı? Nasıl?

– SENİN İÇİNDE OLDUĞUN DÜNYAYI YOK EDEREK.

 

Devamı için tıklayınız.

 

Bu seriye ait tüm yazıları görmek için tıklayınız.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir