Bu içerik 2 yıl önce eklendi.
Bu sebeple içerik güncelliğini yitirmiş olabilir.

– EMİN MİSİN? NASIL ANLADIN BUNU?

– Burada olmaması gereken bir şey gördüm. Daha sonradan eklenmiş, ama detayları unutulmuş Bir tabela var, tabelada görünen ama yansımasında olmayan bazı karakterler var. Bunlar sonradan eklenmiş olmalı.

– MANTIKLI. O ZAMAN DETAYLI BİR PLAN YAPMALIYIZ ŞU AN. ÇÜNKÜ BU TELEFONU KAPATTIKTAN SONRA BİR DAHA SENİNLE İLETİŞİM KURAMIYOR OLACAĞIM. AKŞAM HERKES GİTTİKTEN SONRA ŞİFREYİ GİRİP SENİ BULMAYA ÇALIŞACAĞIM. SENİN İÇİN BU İŞ BİRAZ DAHA ZOR OLACAK. SİMİLASYON ALARM MODUNA GEÇECEK; ÇÜNKÜ ASLA TEKRARLANMAMASI GEREKEN BİR ŞEY TEKRARLANDI, ADMİN ŞİFRESİ. ALARM MODUNDAYKEN İLETİŞİM ARAYÜZÜ ÇALIŞMIYOR OLACAK. YANİ SENİNLE KONUŞMAM İMKANSIZ, ÇALAN TELEFONLARA YA DA İLETİŞİM DENEMELERİNE SAKIN ALDANMA. HİÇBİRİ BEN DEĞİLİM. VE ÇEVRENDEKİ HİÇ KİMSEYE GÜVENME, EN YAKIN ARKADAŞINA BİLE.

– Aslında pek arkadaşım yok.

– GÜZEL, GÜZEL… YANİ GÜZEL DEĞİL, AMA BU DURUM İÇİN BÜYÜK AVANTAJ. KİMSEYE GÜVENEMEZSİN. SİMİLASYON İÇERİSİNDE BİR HATA OLDUĞUNU BİLİYOR. O HATANIN KÖKENİNİ BULMAK İÇİN ELİNDEN GELENİ YAPACAKTIR. BU YÜZDEN DOĞAL DAVRANMAN HER ZAMANKİNDEN DAHA ÖNEMLİ. BEN BU AKŞAM ŞİFREYİ GİRİP SENİ ÇIKARTANA KADAR DAYANMALISIN. BU DA SENİN ZAMAN ALGINLA 1 HAFTA CİVARI BİR SÜRE EDİYOR.

– Eğer farkıma varırlarsa ne olur?

– MUHTEMELEN ÖLDÜRÜRLER.

– Ölürsem aynı güne tekrar başlamaz mıyım?

– ALARM DURUMUNDAYKEN DOĞAL OLMAYAN ÖLÜMLER, YENİDEN BAŞLAMAYI ENGELLEYEBİLİR. EMİN DEĞİLİM. SENİ BULURLARSA SANA, BİR ANTİ VİRÜSÜN VİRÜSE YAPACAĞINI YAPARLAR. YA SİLERLER, YA DA KARANTİNA ALTINA ALIRLAR. YERİMİZİN AZ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜRSEK İLK İHTİMAL DAHA YÜKSEK. UMARIM BUNU ÖĞRENMEK ZORUNDA KALMAYIZ. BU ARADA BANA BİR BAHANE LAZIM. NÖBET GÜNÜM ÇARŞAMBA GÜNÜ, BUGÜN NÖBETÇİ OLAN ARKADAŞLARDAN BİRİSİ İLE GÜNÜMÜ DEĞİŞMELİYİM. AMA KİMSE DURDUK YERE NÖBET DEĞİŞMEZ, ÇARŞAMBANIN BENİM İÇİN ÖZEL OLDUĞUNU DÜŞÜNMELERİ LAZIM.

– Neden sadece gerçeği söylemiyorsun? O kadar kötü insanlar olmayabilirler.

– EMİN DEĞİLİM. BU ŞİRKET DÜNYANIN EN BÜYÜK ŞİRKETLERİNDEN BİRİSİ. BİRİLERİNE GÜVENMEK ÇOK RİSKLİ OLABİLİR.

– Tamam o zaman. Kız arkadaşımla buluşacağım desen? Ya da evliysen eşinle?

– EVLİ DEĞİLİM HAYIR. BU PEK İNANDIRICI OLMAZDI. BU İŞLERDE PEK YETENEKLİ BİRİSİ DEĞİLİM, İŞ ARKADAŞLARIM DA BUNU BİLİYOR.

– Daha iyi ya; eline geçmiş bir fırsatı kaçırmanı asla istemezler. Bunu denemelisin.

– TAMAM, DENEYECEĞİM. UMARIM İŞE YARAR. O ZAMAN İŞE KOYULALIM.

Tam telefonu kapatmak üzereyken Azra bağırdı:

– Okan! Son bir şey söylemek istiyorum.

– EVET?

– Eğer gerçek bir bedenim yoksa, sadece programın içerisindeki bir kaç satırlık koddan ibaretsem; beni silebilir misin? Eğer dünyaya savaşı getirecek bir sistem varsa, bunun bir parçası olmak istemiyorum. İnsan ya da değil, ne halde olursam olayım, bir savaşı başlatmak istemiyorum.

– AA, EVET. O KONU HAKKINDA BİR ŞEY SORACAKTIM SANA; BOYUN KAÇ?

– 1,68. Ama bunun ne ilgisi var? Hem sen beni göremiyor musun?

– HAYIR, BEN SADECE YAPTIKLARINI GÖRÜYORUM. BİR FİLM GİBİ İZLEMİYORUM, DAHA ÇOK BETİMLEMELERİ ZAYIF OLAN BİR KİTAP GİBİ… HER NEYSE, 1,68… BİR ŞEYLER DENİYORUM, AMA KESİNLEŞMEDEN SANA SÖYLEMEK İSTEMEM. GÖREV BAŞINA! GÖRÜŞMEK ÜZERE.

Diyip kapattı telefonu Okan. Azra arkasından bir kaç kere alo diye bağırsa da cevap gelmedi. Son cümlelerinden hiçbir şey anlamamıştı. Gerçi Okan’ın söylediği cümlelerin yarısını ancak anlayabiliyordu. O yüzden pek anormal bir durum sayılmazdı bu.

Üç gün sorunsuz geçmişti. Azra, günlük hayatına devam ediyordu. Ezbere bildiği bir günü yaşamak çok sıkıcı olsa da bir kaç gün daha dişini sıkarsa bundan kurtulacağını düşünüyordu.

Dördüncü gün iş yerine gittiğinde bir hareketlilik olduğunu farketti Azra. İş yerindeki yazılım geliştiricilerinden birisinin yanına gidip sordu:

– Neler oluyor?

– Check-up. Nereden çıktığını ben de bilmiyorum. Ama şirket politikası olarak bu yıldan itibaren her yıl düzenli kontroller yapılacakmış. Bugün psikolojik bir kontrol, yarınsa akciğer filmi ve EKG çekilecekmiş. Kan testi ve göz testi de dahil sanırım. Aniden ortaya çıkması şaşırtıcı olsa da bedava check-upa hayır diyemem.

Dedi ve güldü. Azra da güldü. “Psikolojik kontrol… Benimle alakalı olduğu çok belli. Dikkatli olmalıyım.” diye düşündü. Sıra ona geldiğinde doktorun yanına girdi.

– Azra Özdoğan. 25 yaşında. Geçmişinizde bir rahatsızlık görülmüyor. Sizin sıkıntı çektiğiniz ya da sizi bunaltan bir şey oldu mu?

– Ne gibi?

– Bunalımlar, takıntılar, olmayan olayları hatırlamalar, halisinasyonlar?

– Hayır.

Azra istemsizce saatine baktı.

– Bir şey mi bekliyorsunuz?

Diye sordu doktor. Bombaya ne kadar kaldığını merak ettiği için bakmıştı Azra saate. Çok mu açık vermişti? Doktor -ya da similasyonun görevlendirdiği kişi- anlamış mıydı? Belli etmemeliydi bunu. Gülümsedi.

– Mesainin bitmesine ne kadar kaldığını merak ettim aslında. Gerçekten bunaltıcı bir gün, eve gidip uyumayı istiyorum.

– Haklısınız. Ben de aynı hayalleri paylaşıyorum.

Diye gülerek karşılık verdi doktor. Atlatmıştı bunu Azra, ama daha da dikkatli olması gerekiyordu. Saçma sapan bir kaç sorudan sonra testi fire vermeden atlatmıştı. İşine döndü ve bomba düşene kadar doktorla görüşen diğer iş arkadaşlarını izledi.

Ertesi gün işe giderken, tam da Okan’ın aradığı telefonun çaldığını duydu Azra. Durdu, dönüp telefona doğru baktı. Yanından geçen bir yaşlı kadın:

– Bir ankeserlü telfonun çaldığını her zaman göremezsin değil mi? Oldukça ilginç bir durum, kimi arıyor acaba?

Dedi gülerek. Azra panik olmuştu. Durmamalıydı, telefonu duymamazlıktan gelip yoluna devam etmeliydi. Bu çok dikkat çekmiş olmalıydı.

– Açmayı istemez misin, ben merak ediyorum kim olduğunu. Daha önce hiç arama aldın mı bir ankesörlü telefondan?

Diye tek kişilik konuşmasına devam etti kadın. Azra arkasına dönüp yoluna devam etmek istedi. Tam o sırada derinden, sessiz bir ses duymaya başladı. Bir alarm sesi gibiydi bu ses, ya da okul zili… Yoksa Azra’nın kimliği açığa mı çıkmıştı. Adımlarını hızlandırdı, hemen otobüse binip buradan kurtulmak istiyordu.

Birden karşısında dünkü doktoru buldu.

– Ne oldu Azra? Yoksa duymadığımız şeyler mi duyuyorsun? Ya da görmediğimiz şeyler?

Diye sordu gülerek. Azra koşmaya başladı. Kaçabilir miydi? Kimliğinin anlaşıldığı kesindi. Ne yapmalıydı? Okan’ın dediği gibi, burada ölürse gerçekten silinecek miydi tüm varlığı. Kafasında binlerce soruyla, arkasına bile bakmadan koşuyordu. Arkasından gelen adım seslerinden takip edildiğini anlayabiliyordu.

Köşeyi döndü, ve kendini bir çıkmaz sokakta buldu Azra. Üzerine gelen bir polis -ya da polis şeklinde bir yapay zeka- olduğunu farketti.

– Hey, Robocop? Bana ne yapacaksınız?

Diye sordu. Ölmek üzereydi belki de, ama ölümü böylesine dalgaya alabilmek onu bir parça rahatlatıyordu. Ölümden korkmak güzel bir şey, diye düşündü. Gerçekten bir insan olmasam korkmazdım sanırım, öleceksem bile, bir kaç satırlık koddan değil de; etten ve kemikten olduğumu bilmek daha iyi gelebilir belki.

Polis silahını çekti. Derinden gelen alarm sesi hala devam ediyordu. Azra gözlerini kapatıp beklemeye başladı. İnsanlar ölmeye yakın, hayatları gözlerinin önünden geçermiş. Azra hiç bir şey görmüyordu. Ölmeyeceğine mi işaretti bu? Yoksa bu sahte dünyanın içinde sıkışıp kaldığı için gerçek hayatını hatırlamıyor muydu? Yoksa gerçek hayatı yok muydu?

Silahın ateşlendiğini duydu. Sıcak bir sıvının kafasından ayaklarına kadar bedeninden süzüldüğünü farketti. Başından vurulmuş olmalıydı. Alarm sesi artık daha net ve daha yüksekti. Gözlerini açmak istemiyordu. Kanı vücudunun her yerine yayılmış olmalıydı, sıcak sıvıyı derisinin her yerinde hissedebiliyordu.

 

Devamı için tıklayınız.

Bu seriye ait tüm yazıları görmek için tıklayınız.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir