Bu içerik 2 yıl önce eklendi.
Bu sebeple içerik güncelliğini yitirmiş olabilir.

SLAP!

Ani bir tokatla kendine geldi. Gözlerini açtı, karşısında bir erkek ona bakıyordu.

– Uyandın mı?

Azra hiç bir şeyi anlamadı. Polis nereye gitmişti.

– Azra? Burada mısın? Acele etmemiz lazım, alarmı duyup gelmeleri bir kaç dakika sürer.

Neler oluyordu? Yatak gibi bir yere uzanmış durumdaydı. Ölmüş müydü?

SLAP!

Bir tokat daha attı karşısındaki kişi ona.

– Hey!

– Hah, uyanıksın. Hadi gitmeliyiz.

Azra üstüne baktı. Yeşil bir sıvı vardı. Kan sandığı bu sıvı mıydı?

– Bu kapı yaklaşık 1 dakika sonra açılacak. Hemen sağa dönüp, koridorun sonundaki merdivenden bir alt kata ineceğiz. Orada bir kapı var, yönetim paneli gibi bir şey var içerisinde. Oradan similasyonu kapatacağız.

Azra neler olduğunu hala anlayamamıştı. Similasyondan çıkmış mıydı? Tam ölmek üzereyken gerçek dünyaya gelmiş olmalıydı. Ama daha farklı hissedeceğini sanıyordu. Oysa ki her şey aynıydı.

– Benimle misin? Anladın değil mi?

Kendini topladı Azra.

– Sesin similasyondaki gibi gelmiyor.

– Elbette. Orada konuşmuyordum ki, yazıyordum sadece. Similasyonun yazıdan sese çeviri yapan bir modülü sayesinde sen sesli duyuyordun. Buraya odaklan şimdi; aşağı indiğimizde similasyonun aşırı yüklenmesine sebep olacağız. Zaman şartelini indirip, üstündeki ışık söndüğünde tekrar açacağız. Bu sayede zaman durmuşken işlem kuyruğuna birikmiş işlerin hepsini tek bir anda yapmaya çalışacak. Ama günün bitmek üzere olduğu için zaman bulamayacak ve sistem hata verip kapanacak.

Azra’nın boş gözlerle ona baktığını görünce, biraz daha basitleştirmeyi denedi Okan:

– Bak şimdi; dakikada 1 soru çözebildiğin bir sınav olduğunu düşün. Sana 60 saniye sonra yeni bir soru verecekler. Sen 60 saniye içinde önceki soruyu çözersen rahatça sonraki soruya geçebilirsin. Ama sana soru veren kişinin 10 dakika boyunca soru vermeyip, 10 dakika sonra 10 soruyu birden verdiğini düşün. Sınavın bitmesine 1 dakika kala, 10 soruyu aynı anda çözmeye çalışırsan ne olur?

– Sanırım bu sefer anladım.

Tam bu sırada kapı açıldı, hala alarm çalıyordu. Gitmek üzereyken Okan’ın gülerek bir şeylere baktığını gördü.

– Bunu hiç düşünememiştim, aslında çok mantıklı.

Azra’nın çıktığı kapsülün kapısını gösteriyordu. Büyük bir A harfi vardı. Sonra diğer kapıları gösterdi.

– R, G, B, A… Sizin isimlerinizin baş harfı. Projenin ismi sizden geliyormuş. Recep, Gül, Bülent ve Azra… Çok mantıklı.

Azra tüplerin içindeki diğer bedenleri gördü. Kendi etrafındaki olayları anlamaya çalışırken similasyonun içindeki diğer 3 insanı unutmuştu.

– Onları neden çıkartmıyoruz?

– Onları yaşadıkları dünyanın sahteliğine inandırmayı başaramadım. Şu düşüncedeyken onları çıkartmak delirmelerine sebep olabilir. O yüzden önce similasyonu kapatmalıyız. Similasyonu kapattığımızda onlar da özgür olacaklar.

Dışarıda bir koşuşturma olduğu belli oluyordu. Muhtemelen onların peşinde olan görevliler vardı. Okan ve Azra kapıdan çıkıp merdivene doğru koşmaya başladılar.

Merdivenlere çıkan kapının önündeyken arkalarından bir ses geldi.

– Azra ve Okan.. Okan’dan bir baş kaldırı bekliyordum, ama similasyondan birisinin burada olması gerçekten şaşırtıcı.

Arkalarını döndüler. Yanında 7 tane silahlı güvenlik görevlisi ile birlikte şirket yöneticilerinden birisi olan Mehmet Bey’di konuşan.

– Bir silah fabrikasında olmanın -düzeltiyorum; dünyanın en iyi silah fabrikasında olmanın- en iyi tarafı, acil durumlarda etrafında en gelişmiş silahları bulabiliyor olman.

Okan ve Azra köşeye sıkışmıştı. Kaçmaya çalışsalar bile anında vurulurlardı. Mehmet Bey konuşmaya devam etti:

– Etrafınızda nasıl bir savaşın döndüğünü sanıyorsunuz bilmiyorum, ama eğer düşündüğünüz savaş gerçekse çok yanlış hedefin peşindesiniz. Düşman olan biz değiliz.

– Evet, bize doğrultulmuş silahlardan bunu net olarak anlayabiliyoruz.

Dedi Okan. Etrafında bir çıkış yolu arıyordu. Mehmet Bey devam etti:

– Büyük bir hata yapmanızı engellemeye çalışıyoruz. Şu an yapabileceğiniz bir hata, dünyanın geleceğini etkileyebilir.

– Bizim korktuğumuz da o. O bomba üzerinde yaptığınız araştırmayı tamamlarsanız kime satacaksınız onu? Kaç miliyon insanı yok edecek?

Mehmet Bey şaşırmış bir şekilde Okan’a baktı. Sonra bir kahkaha attı.

– Gerçekten çok yanlış anlıyorsunuz. Açıklamama izin verin lütfen.

Okan bu cümlenin bitmesini beklemeden yakınındaki kutuların birisinin üzerinde gördüğü el bombasını eline aldı. Silahlı güvenlik görevlileri geldiğinden beri etraftaki kaçış yollarını gözden geçiriyordu. Hiçbirisi yeteri kadar tatmin edici olmasa da, en mantıklı yol bu olacaktı. Pini çekti, bombayı elinde tutmaya başladı. Alaycı bir tavırla Mehmet beye döndü ve:

– Bir silah fabrikasında olmanın -düzeltiyorum; dünyanın en iyi silah fabrikasında olmanın- en iyi tarafı, acil durumlarda etrafında en gelişmiş silahları bulabiliyor olman.

Dedi. Azra’ya döndü:

– Kapıyı aç ve git, sana dokunmayacaklar.

– Peki ya sen? Burada kalırsan öldürecekler seni.

– Benim ölümüm, tüm dünyayı kurtarmanı sağlayabilir. Daha iyi bir ölüm düşünebilir misin?

– Kendi hayatını nasıl bu kadar kolay gözden çıkartabiliyorsun?

– İnsanların hayat denen şeyi bu kadar ciddiye alması beni rahatsız ediyor.

Ve Mehmet Bey’e dönüp:

– Daha önce hiç kullanmamış olsam da, bunların nasıl çalıştığını biliyorum. Pini çekilmiş bir bomba; ben ölürsem elimden düşer ve bu katı havaya uçurur.

– Delice bir şey yapma Okan. Size zarar vermek istemiyorum, ama yapmaya çalıştığın şey düşündüğünden daha riskli.

– Azra bu kapıdan çıkıp merdivenlere ulaşacak. Siz ona dokunmayacaksınız. Ondan bir kaç dakika sonra teslim olacağım.

– Okan… Azra… Yapmaya çalıştığınız şeyin sonuçları tahmin ettiğinizden daha büyük.

– Azra, aşağı in.

– Azra! Bir kez daha düşün. Dünyanın kaderini belirleyecek bir hamle için kulaktan dolma bilgilerle hareket ediyorsun.

– AZRA!

Azra ne yapacağını bilmese de gördüğü tablodan dolayı bir bomba üzerinde çalışan, insanları istekleri dışında kablolara bağlayıp bir similayon içerisinde denek gibi kullanan ve kendi çalışanlarına silah doğrultan bir şirket yöneticisine güvenmektense, Okan’a güvenmek daha mantıklı gelmişti. Kapıdan çıktı ve alt kata indi. Yukarıdaki tartışmanın hararetlendiğini yükselen seslerden anlayabiliyordu. Ne konuşulduğunu anlamasa da hararetin arttığını hissetmek onu geriyordu.

Okan’ın söylediği ekran ve şartellerin yanına geldi. Şarteli indirdi. Üstteki ışık yavaş yavaş azalmaya başladı ve bir kaç saniye sonra tamamen söndü. Şarteli kaldırdı ve büyük bir patlama sesi geldi. El bombasının sesi miydi bu? Olamazdı, öyle olsa bir alt katı zarar görmeden kurtulamazdı. Yandaki ekranda yeşil yazılar hızla akıyordu. İşe yaramış mıydı? Okan burada olsaydı, ekrandaki yazılardan bir anlam çıkartabilirdi belki. Ama Azra için anlamsız bir dizi kelimeydi sadece.

Bir patlama sesi daha geldi ve tüm ışıklar söndü. Ekran masmavi oldu, tüm yazılar silindi. Ekran dışında hiç bir şey görülmüyordu.

Mavi ekranda beyaz imleç yanıp söndü. Ne yapmalıydı Azra? Arkasını dönüp merdivenden aşağı mı inmeliydi? Şarteli tekrar mı indirmeliydi? Yandaki düğmelere mi basmalıydı?

Tam arkasını dönecekken yandaki ekrandan biplemeler geldi ve ekranda bir yazı görüldü.

– Merhaba Azra!

 

Devamı için tıklayınız.

Bu seriye ait tüm yazıları görmek için tıklayınız.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir