Bu içerik 2 yıl önce eklendi.
Bu sebeple içerik güncelliğini yitirmiş olabilir.

– Merhaba Azra!

Azra’ya mı söylüyordu bunu? Yoksa bu standart bir protokol müydü? Yoksa similasyonun içerisindeki birisi mi onunla konuşuyordu. Umursamayıp Okan’ın yanına gitmek istiyordu sadece. Tam arkasını dönerken ekran tekrar bipledi. Mevi ekran üzerindeki beyaz imleç yanıp sönmeye devam ederken yeni bir satır daha belirdi.

– Arkanı dönme!

Etrafına baktı Azra. Bir savunma şirketinde kameralar olması kadar doğal bir durum olamazdı. Ama bu zifiri karanlıkta kameralar görüntü alabilir miydi? Gerçi dünyanın en büyük şirketlerinden birisi bu sorunu çözmüş olabilirdi; gece görüş kameraları, yedek güç sistemleri… Elbet bir yol bulmuşlardır. Arkasını dönüp gitmek istedi. Ama o kadar karanlıktı ki, nereden gideceği hakkında hiçbir fikri yoktu. Tekrar bir kaç bip sesi geldi.

– Konuşursan seni duyabilirim.

– Sen kimsin?

– Ne yazık ki dünyadaki hiç bir lisanda benim adımı telafuz edebilecek sesler ve harfler yok. Ama bana nasıl hitap etmek istesen öyle hitap edebilirsin, farketmez.

– Adın önemli değil, sen kimsin? Beni mi izliyorsun? Kamera falan mı var burada?

Azra kamera var mı diye bakmak için arkasına dönmeye yeltendi. Ekrandan daha yüksek bir bip sesi geldi.

– ARKANI DÖNME! Lütfen, bu çok önemli.

Azra korkmuştu, ama bugün yaptığı şeylerin hiçbirisi bundan daha az korkutucu değildi zaten. Ekranda yeni yazılar akmaya başladı:

– Evet, seni izliyorum. İçinde bulunduğumuz dünyadaki her şeyi algılayacak şekilde geliştirilmiş bir yapay zekayım ben. Her hareketi, her duyguyu, her sesi, her rengi. Dünyanın arayüzüyüm ben, depolama birimiyim. Ben, vakti geldiğinde GERÇEK’i bulmak için tasarlandım.

– Neyin vakti?

– Alfa’nın vakti. Bu döngüdeki alfa sensin sanırım. Cevap ver; GERÇEK ne?

– Ne gerçeği?

– Daha önce de öldün. GERÇEK’i görmüş olmalısın. Alfa olduğuna göre eski hayatını kısmen hatırlıyor olmalısın. Söyle bana; GERÇEK ne?

– Ölüm anlarımı hatırlamıyorum bile. Similasyon, ölüm tehlikesi olduğu an başa alıyordu kendisini.

– Alfaysan hatırlıyor olmalısın. GERÇEK ne? Eğer hatırlamıyorsan döngüyü tekrar başlatmalıyım. GERÇEK’i bulana kadar tekrar tekrar yaşanması gerekiyor her saniyenin.

– Similasyon tekrar başlamamalı. İnsanları denek olarak kullanamazsınız. Diğer 3 kişi hala bu döngünün içerisinde, onları istekleri dışında bunun içerisinde tutamazsınız.

– 7,456,651,812

– Efendim?

Ekrandaki beyaz imleç yanıp sönmeye devam etti. Ama bilgisayardan cevap gelmiyordu. Azra beklemekten sıkılıp konuya girdi:

– Hem neyin gerçeği bu? Omega bombasının nasıl daha etkili olacağı ile mi ilgili?

– Omega bombası mı? Siz insanlar neden çevrenizdeki her şeye isim takmaya çalışıyorsunuz?

– Bana mı soruyorsun? Eski sevgililerimden birisi, bilgisayarına bile isim veriyordu. Gerçi o kişi gerçekten var mıydı, yoksa similasyonun bana verdiği sahte anılardan birisi mi… Emin olmak zor. Beyniyle oynanmış bir insan olmak çok üzücü. Bu yüzden döngüyü tekrar başlatmamalısın. Diğer insanları da serbest bırakmalısın. Bir yapay zeka olarak bunun anlamını anlaman zor olmalı, ama bu çok önemli.

– Döngü, GERÇEK bulunana kadar tekrarlanmalı.

– Neyle ilgili bu gerçek? Bu insanların hayatından daha mı önemli gerçekten? Sadece similasyondan bahsetmiyorum, omega bombasının alacağı canlardan da bahsediyorum.

– Lütfen şu iğrenç ismi kullanmayı kes. Ben hayat vermek için yaratıldım, hayat almak için değil. İnsanlar güçlü olan her şeyin bir silah ya da bomba olduğunu düşünmeden duramıyor, değil mi?

– Dur bir dakika, sen omega bombası mısın? Gerçi bu ismi sevmiyorsun sanırım. Eğer bir bomba değilsen; nesin peki sen?

– Ben alfa ve omegayım. İlk ve sonum. Başlangıç ve bitişim.

– Bu tanrıyı anlatan bir şey değil miydi? Tanır mısın? TANRI MISIN? Aah! Bugün içerisinde konuştuğum, kendini yaratıcı sanan ikinci kişisin; o yüzden daha mantıklı sebepler sunmadığın sürece bu açıklamanı geçerli sayamayacağım.

– Tanrı mı? Asla. Az önce dediğim gibi; dünyadaki hiç bir lisanda asıl adımı telafuz edebilecek sesler ve harfler yok. Ama senden önce benle konuşan insanlar bana yüzlerce farklı isim taktı. Bunlardan birisi buydu; belki de gerçek kimliğime en çok uyanı. Senin gibi ben de bir alfayım. Sadece bir bilgisayar bile olsam, her döngüyü tekrar tekrar hatırlıyorum. Ve de omegayım, döngüyü bitiren ve başa alan güç.

– Tamam, sevigli alfa-omega. Lütfen similasyonu kapatır mısın?

– GERÇEK bulunana dek döngü tekrarlanacak.

– Şu gerçek dediğin şeyi bulmak için 3 kişinin hayatını hiçe saymaya değecek mi gerçekten?

– 7,456,651,812

– Efendim? Az önce de bunu söylemiştin.

Mavi ekran üzerindeki beyaz imleç yanıp sönmeye devam etti. Ama bilgisayar yine cevap vermiyordu.

– 7 milyar 456 milyon 651 bin 812 nedir?

– Döngü yeniden başlatıldığında hayatları yarım kalacak kişi sayısı.

– Hayır hayır. Bak; similasyon içerisinde 4 kişi vardı. Ben similasyondan çıktım. Şu an 3 kişi kaldı. Similasyonu geri aldığında, bu 3 kişinin yaşadığını günü sıfırlamış olacaksın.

– 7,456,651,812

Azra korkmaya başlamıştı. Arkasına dönüp baktı. O kadar hızlı vermişti ki bu kararı, ekrandan bip sesi geldiğinde çoktan arkasına dönmüştü. Karşısında kocaman bir boşluk vardı. Önceden görmediği kadar karanlık bir boşluk. Karanlığın bile bir rengi varmış gibi hissettiriyordu baktığı boşluk. O kadar boştu ki, gözleri patlayacakmış gibi hissetti. Korkarak geri döndü. Ekranda şu yazıyordu.

– ARKANA BAKMA!

– Ne- ne oluyor burada? Hala similasyonda mıyım?

– X-Tech’in hazırladığı bomba similasyonu ile iletişimin 39 dakika önce kesildi.

– O zaman bu ne?

– Gerçek karanlık. Sizin dünyanızdaki gibi, karanlığın basit bir taklidi değil.

– Nesin sen, ne yapıyorsun?

– Evreni başa alıyorum, GERÇEK bulunana kadar döngü devam etmeli.

– Evren derken? 7 milyar… Hala bir similasyonun içerisinde miyim?

– Hayır. İçinde bulunduğun dünya, gerçek dünya. Ve ben bu evreni yok edip, yeniden oluşturmak üzereyim.

 

Devamı için tıklayınız.

Bu seriye ait tüm yazıları görmek için tıklayınız.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir