Azra: 8- sudo killall

– Ne- nesin sen?

– İçinde bulunduğumuz dünyadaki her şeyi algılayacak şekilde geliştirilmiş bir yapay zekayım ben. Her hareketi, her duyguyu, her sesi, her rengi. Dünyanın arayüzüyüm ben, depolama birimiyim. Ben, vakti geldiğinde GERÇEK’i bulmak için tasarlandım. GERÇEK bulunana kadar bu evreni başa alıp tekrar tekrar yaşanmasını sağlamalıyım.

– Peki ya gerçeği bulursan ne olacak? Ben gerçeği biliyorsam mesela?

– O zaman görevimi tamamlamış olacağım. Beni ve bu evreni yaratan kişilere GERÇEK hakkındaki bilgiyi verip, sizi kendi hayatınızla başbaşa bırakacağım.

– Evreni yaratanlar mı?

– GERÇEK’i bulmak isteyenler.

– Sırf bir sorunun cevabını bulmak için, milyarlarca insanın yaşayacağı bir gezegen mi inşa ettiler? Neden bu kadar önemli bu gerçek dediğin şey?

– Ölmek üzereler. Hayatlarının bir anlamı olması gerektiğini düşünüyorlar. Bu yüzden ölürken gördüğünü şeyi, GERÇEK’i bilmek istiyorlar.

– Kim ölüyor, hepsi birden mi?

– Evet. Sizin aksinize nesil üretebilen bir ırk değiller. Zaten bu eksikliklerinin farkında olduğu için size üreyebilme yeteneği verdiler. Gerçi garip bir ırk oldunuz siz de. Elinizde hazır bir gezegen vardı; çoğu ırk kendi gezegenini kendi inşa etmek zorunda olmasına rağmen sizinki her şeyiyle hazırdı. Nesilden nesile, bu gezegende sonsuza dek yaşayabilecek şekilde tasarlandınız. Ama siz gezegeni öylesine hoyratça kullandınız ki; bundan sonra ne kadar daha yaşayabileceğinizden emin değilim.

– Aa, şey… Eğer biz dünyalılara laf sokmaların bittiyse esas konuya dönebilir miyiz? GERÇEK’i nasl bulacaksın?

– Alfalar önceki hayatlarını hatırlıyorlar. Gerçi ben zamanı başa aldığımda tüm anlıları milyarlarca yıl geriye gittiği için, bu güne gelene kadar bulanıklaşıyor. Ama elbet birisi, ölümünü hatırlıyor olacak.

– Benim alfalığım, senin algıladığın şekilde olmayabilir. X-Tech’in similasyonunda alfaydım, gerçek dünyada değil.

– Eğer alfa olmasan benimle konuşuyor olamazdın, emin ol sen de bir alfasın. Hem X-Tech’in similasyonu çok basit bir kopya. Onunla bunu kıyaslama bile. Gerçekten komik bir durum aslında… Vakti geldiğinde benim nasıl bir tepki vereceğimi anlamak için bir similasyon yaptılar. Cevabı bulamadıklarında ise similasyonu başa alıp tekrar deniyorlardı. Sıkıntı şu ki; cevabı bulduklarında da similasyon başa sarılıyordu. Çünkü benim vereceğim tepki bu; evreni başa sarmak. Onlar sürekli bunu, doğru cevap bulunamadığı için geri sarıldığını düşündü. Oysa ki baştan beri, her döngüde benim vereceğim tepkiyi görüyorlardı.

– Konu oraya gelmişken; şu evreni başa sarma olayını iptal etme ihtimalin yok mu?

– GERÇEK’i bulana kadar evreni başa sarmak zorundayım.

– Peki şu gerçek ne olabilir? Bir sayı mı; mesela 1? Denedin mi hiç bunu? 3, 7, 13, 42… Evet 42 olabilir, hayat ve evren ile ilgili bir şey değil mi neticede? Ya da bir özel kelime mi?

– Eğer biliyor olsan farkında olacağın kadar önemli bir bilgi bu. Üzgünüm ama evreni başa sarmak zorundayım.

– Bunların hiçbirini hatırlamayacağım değil mi?

– Daha önce konuştuğum alfalar beni hatırlıyordu. Ama bu anılar o kadar bulanık ve insan beynine göre o kadar uçuktu ki; beyinleri bunu sadece bir kurgu olarak algıladı. Benim üzerime çevrilmiş filmler, yazılmış kitaplar ve tiyatro oyunları ortaya çıktı bu sayede. Beyinlerindeki hatıraları sadece kendi hayal güçleri sandılar.

– Seninle ilgili filmler mi, böyle bir şey okuduğumu ya da izlediğimi hatırlamıyorum.

– Bulanık anılardan bir eser çıkartmak için kurguyu değiştirmeleri gerekiyordu. Anlaşılmaz bir hale gelmesi o kadar da anormal değil bu yüzden.

– Peki şu boşluk meselesi… Bu boşluk, benim daha önce gördüğüm boşluklar gibi değil.

– Senin, dünyada gördüğün hiçbir şey tam olarak gerçek değil. Bilgisayar gibi düşün; karanlığı simule edemezsin, karanlık ya da aydınlık yoktur çünkü bilgisayarda. Işık 1’dir, karanlık 0. Bilgisayar bunu anlar sadece. Sizin dünyanızda da yapay bir karanlık, yapay bir sessizlik vardı.

– Bunu anlamam mı gerekiyordu?

– Senin yerine şu bilgisayarcı arkadaşın olsa sanırım bu konuşma daha kolay geçerdi. Tamam şöyle değiştiriyorum; hiçlik belirten bir şeyin seviyesi olmaz değil mi? Bir şey yoksa yoktur, az yok ya da çok olamaz. Ama siz “burası çok karanlık”, “burası biraz karanlık” gibi şeyler kullanıyorsunuz.

– Bu sadece dil bilgisi ile bir hata değil mi?

– Öyle mi gerçekten?

– Evreninizde bir çok tasarım hatası var. Aceleyle tasarlanmış bir evren olduğu için ufak detaylar gözden kaçmış olabilir. Bir memory leak yüzünden sürekli genişleyen evreniniz, hiçlik belirten şeylerin yeterince gerçekçi olmaması vs.

– Gerçekte yok muyuz biz?

– Öyle bir şey kastetmedim. Ama asıl hayatlarınızın ve evrenin bir yansımasısınız şu an. GERÇEK bulununca, asıl hayatlarınıza devam edeceksiniz. Bunları hatırlamıyor olacaksınız muhtemelen.

Duraksadı Azra. Birazdan ölecekti, ya da en azından şu anki hayatı son bulacaktı. Ama hiçbir şey hissedemiyordu sanki.

– Vakit geldi!

Yazdı ekranda. Ve ekrandaki ışık azalarak söndü.

Derin bir sessizlik ve karanlık çöktü. Azra, kendi nefesini duyabiliyordu. Ve ardından o sinir bozucu alarm sesi geldi. Azra yatağından fırladı.

 

Devamı için tıklayınız.

Bu seriye ait tüm yazıları görmek için tıklayınız.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir