Bu içerik 2 yıl önce eklendi.
Bu sebeple içerik güncelliğini yitirmiş olabilir.

Azra aceleyle yataktan çıktı. Similasyona geri mi dönmüştü, yoksa gerçek hayattaki günü mü baştan başlamıştı? Telefondan tarihe baktı; 30 Ocak. Similasyonda yaşadığı gün 30 Ocak’tı, ama peki ya gerçek hayattaki gün neydi? Bunu öğrenecek kadar vakit geçirememişti similasyonun dışında. Similasyonda mı, yoksa gerçek hayatta mı olduğunu nasıl anlayabilirdi ki? Kendini cimcikledi, canı acıyordu. Ama rüya gibi değildi bu, muhtemelen similasyondayken de vücudu acıyı taklit edebiliyor olmalıydı. Öldüğünde gün sıfırlanacak mı diye deneyebilirdi; ama similasyonda değilse bunu öğrenmek için çok acı bir yol olurdu ölüm.

Kara kara ne yapacağını düşünürken telefona gelen mesajla kendine geldi Azra. Bankadan gelen şu saçma mesajdı. Similasyondakinin birebir aynısıydı. Tesadüf olamayacağı kesindi, similasyona geri dönmüştü. Muhtemelen dışarıdaki dünya başa dönmüştü, miliyarlarca yıl sonra X-Tech tekrar bu similasyonu yapmıştı. Ve şu an Azra içindeydi. Fakat Azra’nın anıları bundan önceki yaşamını kapsamıyordu yine. Sanki bir tek similasyonun içinde varolmuş gibi hissediyordu. Hatırladığı her şey, similasyonun buna sunduğu sahte hayattan ibaretmiş gibi. Belki gerçekte yaşamamıştı bile. Similasyon 2 yıl önce yapılmıştı. Similasyona bebekken girmiş olamazdı. Similasyon onun gerçek anılarını siliyor olsa, Omega ile geçirdiği konuşmalarını ve önceki döngüde yaşadıklarını hatırlıyor olamazdı. Onları hatırlıyorken, arada yaşadığı çocukluğu ve gençliği hatırlamıyor olması gerçekten garipti.

Ama şu an bunları düşünecek vakti yoktu. Üstünü giyindi ve hızlıca dışarı çıktı. Yine kapıdan çıktığında, bisikletiyle ona çarpmak üzere olan Cenk’ten son anda kurtuldu. Bu olayı belki yüzlerce kez yaşamıştı. Ama Azra o kapıyı her açtığında, Cenk’in geliyor olduğunu tamamen unutmuş oluyordu. Her seferinde aynı şoku, aynı şaşkınlığı yaşıyordu bu yüzden. Telefon klübesinin başına gitti ve beklemeye başladı. Eğer döngüyü başa almışlarsa, Okan onu yine arayacaktı. Muhtemelen Azra ile yaşadıkları hiçbir şeyi hatırlamıyor olacaktı. Aslında Azra bile olayın tamamını bilmiyordu. O ayrıldıktan sonra Okan’a ne oldu? O kadar silahlı insanın arasında tek başına kalmıştı Okan. Fakat X-Tech düşündükleri gibi kötü bir firma da değildi, bunu öğrenmişti Omega ile konuşmasında. O zaman onu öldürmüş olamazlardı, değil mi? Gerçi bunun bir önemi yoktu artık, her şey en başa dönmüştü.

Bir kişi ankesörlü telefonu kullanmak için gelmişti. Azra onları uzak tutmak istiyordu, telefonu meşgul tutamazdı. O çağrıyı kaçırmaması çok önemliydi. Hem bu devirde ankesörlü telefon mu kaldı? Herkesin elinde cep telefonu varken kim yanında telefon kartı bulunduruyor ki? Telefonu kullanmak isteyen kişiye telefonun arızalı olduğunu ve kendisinin bakım ekibinde olduğunu söyledi. Çok inanmamış olsa da zorlamadı ve uzaklaştı adam.

Yarım saatlik bir bekleyişten sonra telefon çaldı. Azra, hiç beklemiyormuş gibi titredi ve hızla telefonu açtı.

– Alo! Evet, bu çok garip gelecek ama kim olduğunu biliyorum. Okan. Bu bir similasyon ve bir bombayı çözmek için bu similasyonun yapıldığını düşünüyorsun.

– BE- BİR DAKİKA. BURADA BİR YANLIŞLIK VAR. EĞER BUGÜNÜ DAHA ÖNCE YAŞAMIŞ OLSAYDIN BİLE, BUNU HATIRLAYAN KİŞİ SEN DEĞİL DE BEN OLURDUM. SİMİLASYONUN İÇİNDE OLAN SENSİN.

– O olay tam olarak öyle değil. Omega bombası, aslında bomba olarak anılmayı pek sevmiyor, gerçek hayatta da similasyondaki gibi hayatı sürekli başa alan bir mekanizma. Amacı gerçek denen bir şeyi bulmak.

– GERÇEK HAYATI BAŞA ALMAK MI? DALGA GEÇİYORSUN DEĞİL Mİ?

– Bu konuşmayı daha önce yaptık. Sen beni similasyondan çıkarttın. Bu arada yönetici şifresi lazım bunun için, şifre 2 – A – 5 – 2. X-Tech sandığın gibi kötü bir firma değil. Asıl amacı, omega dünyayı yeniden başa almadan ona engel olabilmek. Beni buradan çıkart ve seni ona götüreyim.

Okan’ın kafası çok karışmıştı. Ama bu kadar bilgiyi uyduruyor olamayacağı kesindi. Şifreyi girip Azra’yı çıkartmak için yönetici paneline gitti. Azra deneyimliydi artık, bu yüzden zor olmuyordu gözden uzak olmak. Okan’ın girdiği şifre aktif olana kadar similasyonda bir kaç gün geçirmesi gerekmişti. Gerçek hayatta 1 dakika sürmeyen bir süreyi similasyonda günler olarak algılıyor olması hala Azra’ya mantıklı gelmiyordu. Ama bilgisayarla ilgili hiçbir şeyi mantıklı bulamamıştı zaten. Bu kadar şeyden sonra bunu düşünecek de değildi. Similasyondan çıkıp Okan’a yaşadıkları diğer döngüyü anlattı. Aynı günü ikinci kez yaşıyor olmanın sağladığı avantajla, alarmlara ya da güvenlik görevlilerine takılmadan ulaşabilirlerdi Omega Bombasına.

Bombaya giderken Okan, Azra’ya döndü:

– Belki de tüm bunlar bittiğinde sinemaya falan gideriz? Rahatlamak için yani.

– Bunlar bittiğinde muhtemelen hiç tanışmamış olacağız. Hem asıl yaşantımda belki de evli bile olabilirim.

– Eğer evli değilsen kabul ettiğin anlamına mı geliyor bu? Bulma işini kafana takma, eminim bir şekilde bulabilirim seni.

Okan normalde bu kadar ani çıkışlar yapabilen birisi sayılmazdı. Ama madem evren sona eriyor, böyle bir olay için daha uygun bir zaman olamazdı. Azra gülümsedi:

– Neden olmasın.

Similasyonu kapattılar ve önceki sefer Azra’nın yaşadığı gibi derin bir karanlıkla karşı karşıya kaldılar. Ekran onlara bir mesaj gösterene kadar beklediler.

– Hoşgeldiniz. İki alfa… Dahası, ikinci kez gelen iki alfa.

Azra şaşırmıştı. Okan da mı bir alfaydı. Hatta ve hatta, Okan da mı daha önce gelmişti? Aynı şaşkınlığı Okan’ın da yaşadığı yüzünden okunabiliyordu.

– Nasıl yani? Daha önce burada mıydım? Ben hiçbir şey hatırlamıyorum ki.

– Azra’nın aksine, senin anıların miliyarlarca yıllık. Bu kadar bulanıklaşması normal. Üzerinden bu kadar yıl geçmiş bir olayı hatırlamanı beklemek haksızlık olurdu sana.

Kısa bir sessizlik oldu. Sonra ekranda yine o yazı belirdi:

– GERÇEK ne?

– Öncelikle bir kaç şey sormak istiyorum.

Dedi Okan. Ekranda yeniden bir yazı belirdi:

– Azra sana hatırlamadığın kısımları anlatmış olmalı. Konuyu uzatmadan GERÇEK’e geçsek olmaz mı?

– Aslında her şeyi anlatamadı. Mesela insanların başka bir ırkın aklındaki soruları cevaplamak için tasarlanmış olması gibi bir şeye neden inanmamız gerektiğini anlatmadı. Evrenleri yok edebilen ve kaset gibi başa sarabilen bir yapay zekasın neticede. Yalan da söyleyebilirsin muhtemelen bu gelişmişlikle.

– Yalan söylemek üzere tasarlanmadım. Ayrıca bu kadar şaşırman normal. İnsanlar hep kendilerini hayatın merkezinde görmüştür. Asla hayatın merkezinde olmadıklarına inanamadılar. Güneş ve yıldızların dünyanın etrafında döndüğünü düşündünüz; birisi çıkıp “Hayır, dünya aslında güneş etrafında dönüyor.” dediğinde onu asmaya çalıştınız. Çünkü size, evrenin merkezinin siz olmadığını söylüyordu. Aradan yıllar geçti, birisi çıkıp “İnsanlar başka canlılardan evrimleşmiştir.” dedi. Onu ölümünden yıllar sonra bile taşa tuttunuz, sırf insanları varoluşun merkezinden çıkarttığı için. Şimdi de size başka yaratıkların sizden zeki olduğunu söylüyorum. Neden inanasınız ki? Evrende sizden zeki canlılar olamaz çünkü size göre.

– İnsanlarla gerçekten alıp veremediğin bir şey olmalı. Bize laf sokmaktan zevk alıyor gibisin.

Dedi Azra önceki konuşmalarını hatırlayıp.

– Hem biz nasıl bilelim cevabı. Biz sadece normal iki kişiyiz, hiçbir farklı yönümüz yok ki.

– Farklı olmanız gerekmiyor ki. Eğer GERÇEK’i bilmek için ilginç olmak gerekiyorsa, dünyadaki en ilginç insanlarla tanışmış olabilirim şu ana dek. Deli sayılabilecek bir yazar, Oscar’lı bir senarist, kendini süper kahraman sanan şu kolacı çocuk, bir zaman yolcusu, bir astranot… Ama bazen en büyük cevaplar, en basit soruların ardında oluyor. Hem buraya iki kez gelmeyi başaran ilk kişiler sizsiniz. Bu bile yeterli bence. GERÇEK ne?

Dedi yapay zeka. Bu sefer sohbete çok niyetli değildi belli ki. Okan girdi araya:

– Ne bekliyorsun? Hayatın nasıl bir anlamı olmalı ki? Ölünce ne gördüğümüzü düşünüyorsun ki? İlahi bir cevap mı? Özellikle istediğin bir dini cevap varsa herhangi bir tanrıdan, cennetten ya da cehennemden bahsedebilirim. Ya da kocaman bir boşluk içinde kaldığımı da söyleyebilirim. Hayatı anlamlandırmak için ölmenin gerektiğini düşünecek kadar aciz mi seni yaratanlar.

– Cevabı anlayamadım.

– Seni yaratanlara söyle; GERÇEK, bu evrenin tamamı. Yaşanmış her saniye, alınmış her soluk hayatın anlamı.

– Kabul edildi. Sizi gerçek hayatınıza döndürüp, ait olduğum gezegene dönüyorum. Bu işlemin bir parçası olduğunuz için teşekkür ederim.

Azra ve Okan şaşkındı. Okan bunun işe yarayacağını bile düşünmemişti. Şu ana kadar kimse mi cevap vermemişti? Mantıklı ya da mantıksız, herhangi bir cevap vermeleri yeterli miydi? Azra, Okan’ın bu düşüncelerini bölerek yapay zekaya son bir soru sordu:

– Peki bize ne olacak. Bu hayatları hatırlayacak mıyız?

– Beyinlerinizde sadece bir hayata yer var. Üzgünüm. Beyniniz o yükü kaldıramayacağı için muhtemelen bu anılarınızı silecek.

Ekrandaki ışık da sönmeye başladı ve karanlık giderek derinleşti.

Bir alarm sesi ile uyandı Azra. Gözlerini açmak istemiyordu. Dışarıdan yağmur sesi geliyordu. Üzerinde bir ağırlık vardı sanki, kendini çok halsiz hissediyordu. Gözünü açtı. Bembeyaz duvarlar, beyaz 2 yatak ve beyaz sandalyelerle dolu bir odadaydı. Kafasını sağa çevirdi. Ufacık bir kız çocuğu vardı.

– Günaydın Azra Abla.

Bu seriye ait tüm yazıları görmek için tıklayınız.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir