Bu içerik 4 yıl önce eklendi.
Bu sebeple içerik güncelliğini yitirmiş olabilir.

Henüz bir kaç saat oldu bu filmi izleyeli. Taze taze anlatayım size diye düşündüm.

Bu filmi uzunca bir süredir bekliyordum. Ya çok dandik bir film olup, zombilerden tiksinmeme sebep olacaktı… Ya da en sevdiğim kavram olan zombilere yeni bir bakış açısı getirip yep yeni bir konsept oluşturacaktı.

Korktuğum gibi olmamış ve gerçekten mükemmel bir film ortaya çıkmış. Fakat pazar günü olmasına rağmen sinama salonunun yarısının boş olmasından anladığım kadarıyla; herkes benim gibi düşünmüyor. Bence siz herkesi boş verin; bu filmi kesinlikle bir şekilde izleyin.

Biraz konudan bahsedeyim. Filmin belki de en önemli özelliği; filmin bir zombi gözünden işleniyor olması. Esas oğlanımız, adının bile sadece ilk harfini (R) hatırlayan bir zombi. Hayatın (ya da onun için ölümün) anlamsızlığı içinde kaybolan, iyi birisi olmaya alıştığı halde hayatın buna izin vermeyişinden sıkılmış birisi… Aslında bir bakıma hepimizin hikayesi.

Bir gün, aç karnını doyurmak için arkadaşlarıyla şehre inen R, bir kıza aşık olur. Bu kıza olan aşkı bir takım değişikliklere sebep olur. Bu değişiklik sadece kendinde değil, çevresindeki diğer zombilerde de bir çeşit iyileşmeye sebep olmaya başlar.

Özelte; “Aşk her şeyin ilacıdır” konseptiyle yola çıkan, zombili bir Romeo ve Juliet hikayesi. Bu tanımı unutmayın; izlediğinizde ne kadar haklı olduğumu çok iyi anlayacaksınız.

Fragmanı izlerseniz muhtemelen film hakkında daha detaylı bir fikir oluşabilir kafanızda. Film romantik-komedi konsepti ile zombi filmlerinin kesiştiği bir yerde bulunuyor. Ve sanıyorum ki; bu iki türü birleştirmeyi başarabilen ilk film. Umarım bu türde başka filmler de görebiliriz.

 

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir